Elif, lam, mim, sad.
Kitap sana indirildi ki ondan dolayi kalbine bir sikin-ti gelmeden onunla uyarasin ve mü’minlere ögüt vere-sin.
Rabbinizden size indrilene uyun. O’ndan baska veli-lere uymayin! Ne kadar da az ögüt aliyorsunuz.
Biz nice yurtlari helak etmisizdir ki, geceleyin ya da onlar gündüz uyurlarken azabimiz onlara geliverdi.
Azabimiz kendilerine geldigi zaman onlarin yalva-rislari ancak: "Biz gerçekten de zalimlermisiz." deme-leri olmustur.
Andolsun kendilerine rasul gönderdiklerimize de so-racagiz, gönderilen rasullere de soracagiz.
Andolsun onlara ilimle anlatacagiz. Biz gaibler degi-liz.
O gün tarti haktir. Tartilari agir gelenler var ya; iste onlar kurtulusa erenlerdir.
Kimin de tartisi hafif gelirse iste onlar ayetlerimize zulmettikleri için nefislerini hüsrana ugratanlardir.
Andolsun sizi yeryüzünde yerlestirdik ve size orada pek çok geçimlik yarattik... Ne kadar da az sükrediyor-sunuz!?
Andolsun sizi yarattik sonra da size sekil verdik. Sonra meleklere: "Adem’e secde edin!" dedik. Onlar hemen secde ettiler. Iblis müstesna; o secde edenlerden olmadi.
"Sana emrettigim halde seni secde etmekten aliko-yan nedir?" buyurdugu zaman, "Ben ondan daha ha-yirliyim, çünkü beni atesten yarattin onu ise çamurdan yarattin." dedi.
"O halde hemen in oradan, senin için orada büyük-lenmek yoktur! Hemen çik, çünkü sen asagiliklardan-sin!" buyurdu.
"Bana diriltilecekleri güne kadar mühlet ver." De-di.
"Muhakkak sen mühlet verilenlerdensin." buyurdu.
Dedi ki: "O halde beni azdirdigindan dolayi onlar için mutlaka senin dosdogru yolunda oturacagim."
"Sonra andolsun önlerinden, arkalarindan, sagla-rindan ve sollarindan onlara sokulacagim da sen onla-rin pek çogunu sükredenlerden bulmayacaksin."
Buyurdu ki: "Kinanmis ve kovulmus olarak çik oradan! Andolsun ki onlardan her kim sana uyarsa ce-hennemi hep sizinle dolduracagim."
Ey Adem! Sen ve esin cennete yerlesin ikiniz de di-lediginiz yerden yiyin; ama bu agaca yaklasmayin! O taktirde zalimlerden olursunuz!
Seytan kendilerine gizlenmis olan avret yerlerini onlara göstermek için onlara vesvese verdi de: "Rabbi-niz size bu agaci sadece siz iki melek olursunuz veya ebedi olursunuz diye yasakladi!?" dedi.
Ayrica: "Muhakkak ki ben size ögüt verenlerde-nim!" diye ikisine de yemin etti.
Böylece ikisini de aldatarak düsürtüp agaci tattikla-rinda avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerine cennet yapraklarindan üst üste yapistirmaya basladilar. Rableri de o ikisine: "Ben size bu iki agaci yasaklama-dim mi? Muhakkak ki seytan sizin için apaçik bir düs-mandir, demedim mi?" buyurdu.
Dediler ki: "Rabbimiz biz nefsimize zulmettik bizi bagislamaz, bize merhamet etmezsen muhakkak ki hüs-rana ugrayanlardan oluruz."
Buyurdu ki: "Kiminiz kiminize düsman olarak inin. Yeryüzünde belli bir süreye kadar yerlesme ve geçim vardir."
Buyurdu ki: "Orada yasayacaksiniz ve orada öle-ceksiniz, yine oradan çikarilacaksiniz."
Ey Ademogullari, sizin avret yerlerinizi örtecek bir elbise ve size süslenilecek giysi inidirdik. Takva elbi-sesi var ya, iste bu daha hayirlidir. Iste bu Allah’in ayetlerindendir; umulur ki ögüt alirlar.
Ey Ademogullari! Seytan ana-babanizin avret yer-lerini kendilerine göstermek için elbiselerini siyirarak onlari cennetten çikardigi gibi sakin sizi de fitneye dü-sürmesin! Çünkü gerçekten o ve taraftarlari sizi sizin onlari göremeyeceginiz yerden görürler. Muhakkak ki biz seytanlari iman etmeyenlerin velileri kildik.
Onlar bir hayasizlik yaptiklari zaman: "Biz atala-rimizi bunun üzerinde bulduk. Allah da bize bunu em-retti!?" derler. De ki: "Allah elbette ki hayasizligi em-retmez. Allah hakkinda bilmediginiz bir seyi mi söylü-yorsunuz!?"
De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi dogrultun ve dini yalniz kendisine has kila-rak O’na dua edin. Baslangiçta sizi yarattigi gibi döne-ceksiniz."
O, kimini hidayete erdirdi kimi de sapikligi haketti. Çünkü onlar Allah’i birakip seytanlari veliler edindiler. Buna ragmen kendilerini dogru yolda sanirlar.
Ey Ademogullari, her mescid yaninda ziynetlerinizi alin. Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü O israf edenleri sevmez.
De ki: "Allah’in kullari için çikardigi ziyneti ve te-miz riziklari kim haram kilmis?" De ki: "Bunlar dünya hayatinda iman edenler içindir, kiyamet gününde ise yalniz onlaradir." Iste biz ayetleri bilenler için böyle açikliyoruz.
De ki: "Rabbim ancak hayasizliklari, onlardan hem açik olani, hem de gizli olani, her türlü günahi, haksiz yere isyani, hakkinda hiçbir delil indirmedigi bir seyi Allah’a ortak kosmanizi ve Allah hakkinda bilmediginiz seyleri söylemenizi haram kilmistir."
Her ümmet için bir ecel vardir. Onlarin ecelleri ge-lince ne bir an ertelenirler ne de öne alinirlar.
Ey Ademogullari size içinizden ayetlerimi haber veren rasuller geldiginde her kim sakinir ve düzeltirse onlar için korku yoktur, onlar üzülecek degillerdir.
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karsi büyükle-nenler var ya; iste onlar ates halkidir ve orada daimi ka-licidirlar.
Allah’a bir yalani iftira edenden veya O’nun ayetle-rini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara ki-taptaki nasipleri erisecektir. Nihayet elçilerimiz ruhlari-ni almak için kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Allah’tan baska ibadet ettikleriniz nerede?" "On-lar bizden uzaklastilar." diyecekler de gerçekten de kâ-fir olduklarina dair kendi aleyhlerine sahitlik edecekler-dir.
Buyuracak ki: "Cin ve insanlardan sizden öne geç-mis ümmetlerle birlikte atese girin." Her ümmet girdik-çe kardesini lanetler. Hepsi birbiri ardinca orada topla-ninca sonrakileri öncekileri için: "Rabbimiz bizi iste bunlar saptirdi, o halde onlara iki kat azap ver." Diye-cekler. Buyuracak ki: "Herkes için iki kattir, fakat siz bilmezsiniz."
Öncekileri de sonrakilerine: "Sizin bize bir üstünlü-günüz yoktur, o halde kazandiklariniza karsilik azabi tadin!" diyecekler.
Ayetlerimizi yalanlayip da onlara karsi kibirlenen-lere gögün kapilari açilmayacaktir. Onlar, deve igne de-liginden geçinceye kadar cennete giremezler, biz suçlu-lari iste böyle cezalandiririz.
Onlar için cehennemden bir yatak, üstlerinde örtü-ler vardir. Biz zalimleri iste böyle cezalandiririz.
Iman edip salih amel isleyenler var ya –ki bir nefse ancak gücünün yettigini yükleriz- iste onlar cennetlik-tirler; onlar orada daimi kalicidirlar.
Biz onlarin sinelerinde kinden her ne varsa söküp atmisizdir. Altlarindan nehirler akar. Derler ki: "Allah’-a hamdolsun ki bizi buna iletti. Allah bize hidayet ver-meseydi bunu bulamazdik. Andolsun ki Rabbimizin ra-sulleri hak ile geldiler." Onlara: "Iste bu, yaptiklariniza karsilik mirasçi oldugunuz cennettir!" diye seslenilir.
Cennetlikler de cehennemliklere: "Rabbimizin bize vaadettigini gerçek bulduk; siz de Rabbinizin vaadetti-gini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da: "Evet." derler ve bir münadi: "Allah’in laneti zalimle-rin üzerine olsun." diye seslenir.
Onlar ki Allah yolundan alikoyanlar, onu egriltmek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr ederlerdi.
Onlarin arasinda perde vardir ve a’raf üzerinde hep-sini yüzlerinden taniyan adamlar vardir. Cennet ehline: "Selamun aleykum." diye seslenirler ki bunlar unutul-mamakla birlikte henüz oraya girememislerdir.
Gözleri ates halkina çevrildigi zaman da: "Rabbi-miz bizi zalimler topluluguyla birlikte bulundurma!" derler.
A’raf halki simalarindan tanidiklari adamlara derler ki: "Topladiklarinizin ve kibirlenmenizin size bir fayda-si olmadi."
"Bunlar miydi kendilerini Allah’in rahmetine eris-tirmeyecegine yemin ettiginiz kimseler? Girin cennete, sizin için hiçbir korku yoktur; siz üzülecek de degilsi-niz."
Cehennemlikler cennetliklere: "Bize biraz su ya da Allah’in size verdigi riziktan aktarin!" diye nida eder-ler. Onlar da: "Allah bunlari kâfirlere haram kilmis-tir." derler.
Onlar ki dinlerini bir eglence ve bir oyun edinir-lerdi de dünya hayati kendilerini aldatmistir. Onlarin bu günleriyle kavusacaklarini unuttuklari ve ayetlerimizi yalanladiklari gibi biz de bugün onlari unuturuz.
Andolsun biz onlara kitap gönderdik onu ilimle açikladik ki iman eden bir topluluga hidayet ve rah-mettir.
Onlar sadece onun tevilini mi gözetiyorlar? O’nun tevilinin gelecegi gün daha önce onu unutanlar diye-cekler ki: "Gerçekten de Rabbimizin rasulleri bize hak-ki getirmisler. Simdi bize sefaatçilerden kimse var mi ki bize sefaat etsinler ya da geri döndürülür müyüz ki yaptiklarimizdan baskasini yapsak?" Muhakkak ki on-lar kendilerini hüsrana ugratanlardir, uydurmakta ol-duklari seyler de onlardan uzaklasip kaybolmustur.
Muhakkak sizin Rabbiniz Allah’tir ki alti günde gökleri ve yeri yaratti sonra Ars’a istiva etti. Gündüzü süratle kendisini kovalayan geceyle örten, günese, aya ve yildizlara emriyle basegdiren O’dur. Dikkat edin, yaratmak da emretmek de yalniz O’na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!..
Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Mu-hakkak O haddi asanlari sevmez.
Orasi islah edildikten sonra yeryüzünde fesat çikar-mayin. Korkarak ve umarak O’na dua edin. Muhakkak Allah’in rahmeti güzel davrananlara yakindir.
Rahmetinin üzerinde rüzgarlari müjde olarak gön-deren O’dur. Bunlar agir yüklü bulutlari kaldirdiginda onlari ölmüs bir yere sürükleriz ve bununla oraya su indiririz. Böylece her türlü ürünü çikartiriz. Biz ölüleri de iste böyle çikaririz, umulur ki ibret alirsiniz.
Rabbinin izniyle iyi sehrin bitkisi çikar, kötü olan-dan ise zorluktan baska bir sey çikmaz. Biz sükreden bir topluluk için ayetleri iste böyle çesitli sekillerde açikliyoruz.
Andolsun biz Nuh’u kavmine gönderdik de: "Ey kavmim Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ibade-te layik ilahiniz yoktur. Dogrusu ben sizin için büyük bir günün azabindan korkmaktayim." dedi.
Kavminin ileri gelenleri: "Gerçekten de biz seni apaçik bir sapiklik içinde görüyoruz." dediler.
O söyle dedi: "Ey kavmim, bende hiçbir sapiklik yoktur, fakat ben alemlerin Rabbinden bir rasulüm."
"Size Rabbimin risaletini teblig ediyorum ve size ögüt veriyorum. Çünkü ben Allah’tan sizin bilmedigini-zi biliyorum."
Sakinirsiniz ve belki rahmete erersiniz diye uyaril-mak için Rabbinizin içinizden bir adama zikir gelmesi-ne mi sasirdiniz.
Onu yalanladilar. Biz de onu ve gemide onunla be-raber bulunanlari kurtardik, ayetlerimizi yalanlayanlari ise bogduk. Çünkü onlar görmeyen bir topluluktu.
Ad’a da kardesleri Hud’u... Dedi ki: "Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur! Halâ sakinmayacak misiniz?"
Kavminin ileri gelenlerinden kâfirler dediler ki: "Gerçekten de biz seni akilsizlik içinde görüyoruz dog-rusu biz seni yalancilardan saniyoruz."
Dedi ki: "Ey kavmim! Bende akil yetersizligi yok-tur, fakat ben gerçekten de alemlerin Rabbinden bir ra-sulüm."
"Size Rabimin risaletini teblig ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim."
"Sizi uyarmak için Rabbinizden içinizden bir ada-ma zikir gelmesine mi sasirdiniz? Düsünün ki O sizi Nuh kavminden sonra halifeler kildi, size yaratilisça genislik verdi. O halde Allah’in nimetlerini düsünün, umulur ki kurtulusa erersiniz."
Dediler ki: "Sen bize yalnizca Allah’a ibadet etme-miz ve atalarimizin ibadet etmekte olduklarini terket-memiz için mi geldin? O halde dogru kimselerden isen bize vaad ettigin seyi getir!"
Dedi ki: "Andolsun gerçekten de size Rabbinizden bir azap ve gazap gelecektir. Allah’in, haklarinda hiç-bir delil indirmedigi, sizin ve atalarinizin onlari adlan-dirdigi isimler hakkinda mi benimle tartisiyorsunuz? O halde bekleyin. Muhakkak ben de sizlerle beraber bek-leyenlerdenim."
Ardindan onu ve onunla beraber olanlari katimiz-dan bir rahmet ile kurtardik. Ayetlerimizi yalanlayarak iman etmeyenlerin kökünü kestik.
Semud’a da kardesleri Salih’i... Dedi ki: "Ey kav-mim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur. Rabbinizden size apaçik bir delil gelmistir. Iste Allah’in disi devesi size bir delildir. Onu birakin da Al-lah’in arzinda otlasin. Ona bir kötülükle dokunmayin, sonra sizi acikli bir azap yakalar."
"Düsünün ki Ad’dan sonra sizi halifeler yapti ve si-zi yeryüzünde yerlestirdi. Ovalarinda köskler kuruyor, daglarinda evler yontuyordunuz. O halde Allah’in ni-metlerini düsünün de bozguncular olup yeryüzünde tas-kinlik yapmayin."
Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar içlerinden iman edenlere onlarca zayif birakilanlara de-diler ki: "Salih’in gerçekten Rabbi tarafindan gönderil-digini biliyor musunuz?" Onlar da: "Biz gerçekten onunla gönderilene iman edenleriz." dediler.
Büyüklenenler de dediler ki: "Elbette biz de sizin iman ettiginiz seyi inkâr edenleriz!"
Ardindan o disi deveyi kestiler de Rablerinin emir-lerine karsi isyan ederek: "Ey Salih, sen gerçekten ra-sullerden isen bize vaadettigin seyi getir!" dediler.
Bunun üzerine onlari siddetli bir sarsinti yakalayi-verdi de yurtlarinda diz üstü çöke kaldilar.
O da onlardan yüz çevirerek söyle dedi: "Ey kav-mim, muhakkak ki ben size Rabbimin risaletini teblig ettim ve size nasihat ettim; fakat siz ögüt verenleri sev-miyorsunuz."
Lut’u da... Hani kavmine demisti ki: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadigi hayasizligi mi yapi-yorsunuz?"
"Siz gerçekten de kadinlari birakip sehvetle erkek-lere yaklasiyorsunuz. Hayir, siz haddi asan bir  toplu-luksunuz."
Kavminin cevabi; yalnizca: "Onlari ülkenizden çi-karin, çünkü bunlar çok temiz insanlarmis." demeleri oldu.
Nihayet biz onu ve ehlini kurtardik, ancak karisi müstesna. O geride kalip helak olanlardan oldu.
Onlarin üzerine bir saganak yagdirdik. Günahkâr-larin sonunun nasil olduguna bir bak!
Medyene’de kardesleri Suayb’i... Dedi ki: "Ey kav-mim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur. Size Rabbinizden apaçik bir belge gelmistir. Öl-çüyü ve tartiyi tam yapin. Insanlarin esyasini eksiltme-yin. Islah edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayin. Iman edenler iseniz bu sizin için daha hayir-lidir."
"O’na iman edenleri tehdit ederek ve dogruluk yo-lunda egrilik arayarak Allah’in yolundan alikoymak için her yolun basinda oturmayin! Hatirlayin ki siz çok az idiniz de sizi çogaltti. Bozgunculuk yapanlarin sonu-nun nasil olduguna bir bakin!"
"Içinizden bir grup kendisiyle gönderildigim seye iman etmis, bir grup da iman etmedigine göre artik A-llah bizim aramizda hüküm verinceye kadar sabredin. Süphesiz Allah hüküm verenlerin en hayirlisidir."
Kavminin ileri gelenlerinden büyüklenenler: "Ey Suayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden çikaracagiz ya da mutlaka bizim dinimize döneceksiniz?" dediler. Dedi ki: "Biz istemesek de mi?"
"Allah bizi ondan kurtardiktan sonra sizin dininize dönersek Allah’a yalan iftira etmis oluruz. Bizim için sizin dininize dönmek yoktur, ancak Rabbimizin dileme-si müstesna. Rabbimizin ilmi herseyi kusatmistir. Biz yalniz Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasinda sen hak ile hüküm ver! Süphesiz sen hüküm verenlerin en hayirlisisin."
Kavminin ileri gelenlerinden kâfir olanlar dediler ki: "Andolsun Suayb’a uyarsaniz mutlaka hüsrana ug-rayanlardan olursunuz."
Nihayet onlari siddetli bir sarsinti yakalayiverdi de yurtlarinda diz üstü çöke kaldilar.
Suayb’i yalanlayanlar sanki orada oturmadilar. Su-ayb’i yalanlayanlar var ya, iste onlar hüsrana ugrayan-lar oldular.
O da onlardan yüz çevirerek dedi ki: "Ey kavmim, andolsun ben size Rabbimin risaletini teblig ettim ve size ögüt verdim, artik ben kâfir bir topluluga nasil acirim.?!"
Biz hangi memlekete bir rasul gönderdiysek, oranin halkini mutlaka sikinti ve zorlukla yakalamisizdir ki yalvarip yakarsinlar.
Sonra kötülügü iyilikle degistirdik ta ki onlar çoga-larak: "Atalarimiza da siddetli sikintilar ve genislik do-kunmustu." dediler. Nihayet biz de kendileri farkinda degillerken onlari ansizin yakalayiverdik.
O ülkelerin halki iman edip sakinsalardi elbette on-larin üzerine gökten de yerden de bereketler açardik, fakat onlar yalanladilar, biz de onlari kazanmakta ol-duklari sebebiyle yakalayiverdik.
O ülkelerin halki geceleyin uyurlarken kendilerine azabimizin gelmeyeceginden emin mi oldular?
Ya da o ülkelerin halki kusluk vakti eglenirlerken kendilerine azabimizin gelmeyeceginden emin mi oldu-lar?
Yoksa onlar Allah’in tuzagindan emin mi oldular? Hüsrana ugrayanlar toplulugundan baskasi Allah’in tu-zagindan emin olamaz!
Sakinlerinden sonra yeryüzüne mirasçi olanlari dogruya erdirmeye mi? Eger biz dilemis olsaydik onla-ra günahlari nedeniyle bir musibet isabet ettirirdik; ve kalplerine damgalar vururduk da onlar böylelikle isit-meyenler olurlardi.
Iste o memleketler ki biz onlarin haberlerinden bir kismini sana anlatiyoruz. Dogrusu rasulleri onlara apa-çik delillerle gelmislerdi, fakat daha önce yalanladiklari için iman etmediler. Allah kâfirlerin kalplerini iste böy-le mühürler.
Onlarin pek çogunda ahde vefa görmedik. Onlarin pek çogunu fasiklar olarak gördük.
Sonra onlarin ardindan Musa’yi ayetlerimizle Fi-ravun’a ve ileri gelenlerine gönderdik, fakat onlar zul-mettiler. Bak fesatçilarin sonu nasil oldu?
Musa dedi ki: "Ey Firavun, muhakkak ben alem-lerin rabbinden bir rasulüm."
"Benim yükümlülügüm Allah hakkinda haktan baskasini söylememektir. Gerçekten de size Rabbinizden apaçik bir delil ile geldim. Artik Israilogullarini benimle gönder."
Dedi ki: "Sen bir ayet ile gelmissen eger dogru söyleyenlerden isen o halde onu getir!"
Bunun üzerine asasini birakti da o hemen açikça ejderha oluverdi.
Elini çikardi, o da hemen bakanlara bembeyaz parlayiverdi.
Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Dog-rusu bu gerçekten de bilgili bir sihirbazdir."
"Sizi yurdunuzdan çikarmak istiyor. O halde ne buyurursunuz?"
Dediler ki: "Onu ve kardesini alikoy. Sehirlere de toplayicilar yolla."
"Bilgili sihirbazlarin hepsini sana getirsinler."
Sihirbazlar Firavun’a gelerek: "Galip gelirsek mutlaka bize bir mükâfat var degil mi?" dediler.
"Evet, ayrica gerçekten de siz yakinlasanlardan olacaksiniz." dedi.
Dediler ki: "Ey Musa! Önce sen mi atacaksin, yoksa biz mi atalim?"
"Siz atin." dedi. Onlar atinca insanlarin gözlerini büyülediler ve onlari dehsete düsürdüler de büyük bir sihir getirdiler.
Biz de Musa’ya: "Asani ativer!" diye vahyettik. Bir de baktilar ki onlarin uydurduklarini yakalayip yu-tuyor.
Böylece hak ortaya çikti; onlarin yapmakta olduk-lari da bosa çikti.
Artik orada yenilmis oldular ve küçülerek döndü-ler.
Sihirbazlar secdeye kapandilar.
Dediler ki: "Alemlerin Rabbine iman ettik."
"Musa’nin ve Harun’un Rabbine..."
Firavun da dedi ki: "Ben size izin vermeden önce O’na iman mi ettiniz? Mutlaka bu ahalisini oradan çikarmak için sehirde kurdugunuz bir düzendir. O halde yakinda bileceksiniz."
"Elbette ki ellerinizi ve ayaklarinizi çaprazlama kestirecegim sonra da hepinizi astiracagim."
Dediler ki: "Muhakkak ki biz Rabbimize dönecegiz."
"Sen bizden ancak onlar bize geldiginde Rabbimizin ayetlerine iman ettigimiz için intikam aliyorsun. Rabbimiz, üzerimize sabir yagdir ve canimizi müslümanlar olarak al."
Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: "Musa ile kavmini yeryüzünde bozgunculuk yapmalari, seni ve ilahlarini terk etmeleri için mi birakacaksin?" O da: "Ogullarini öldürür, kadinlarini sag birakiriz. Elbette biz onlar üzerinde kahredici bir güce sahibiz." dedi.
Musa kavmine dedi ki: "Allah’tan yardim isteyin ve sabredin. Elbette ki yeryüzü Allah’indir; kullarindan diledigini ona varis kilar. Güzel sonuç muttakiler içindir."
Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da eziyete ugratildik." Dedi ki: "Umulur ki Rab-biniz düsmaninizi helak eder ve sizi yeryüzünde halife-ler kilar. Böylece nasil davranacaginiza bakacaktir."
Andolsun biz Firavun hanedanini belki düsünürler diye yillarca kuraklik ve ürün darligina ugrattik.
Onlara bir iyilik geldigi zaman: "Bu bizim içindir." dediler, onlara bir kötülük isabet ettiginde de onu Musa ve beraberindekilerin bir ugursuzlugu sayarlardi. Dikkat edin ugursuzluk ancak Allah katindandir, fakat onlarin çogu bilmezler.
Bir de: "Sen bizi büyülemek için her ne mucize ge-tirirsen biz sana asla iman edecek degiliz." dediler.
Bunun üzerine biz onlara ayri ayri ayetler olmak üzere onlara tufan, çekirge, bugday güvesi, kurbagalar ve kan gönderdik. Buna ragmen böbürlendiler de gü-nahkârlar toplulugu oldular.
Ne zaman ki üzerlerine azap çöktü, "Ey Musa! Bi-zim için Rabbine dua et de sana olan ahdi hürmetine bizden bu azabi kaldirirsan andolsun ki sana iman edecegiz ve Israilogullarini muhakkak seninle beraber gönderecegiz." dediler.
Erisebilecekleri bir süreye kadar azabi kendilerin-den giderince derhal ahitlerini bozdular.
Biz de ayetlerimizi yalanladiklari ve onlardan gafil olduklari için kendilerinden intikam aldik da hepsini bogduk.
Zayif düsürülmüs olan toplulugu da kendisini be-reketli kildigimiz yerin dogusuna da batisina da varis kildik. Rabbinin Israilogullarina olan o güzel vaadi sab-rettikleri için tamamlandi. Firavun ve kavminin yap-makta olduklarini ve yükselttiklerini harap ettik.
Israilogullarini denizden geçirdik. Putlari üzerinde kararli olan bir topluluga rastladilar: "Ey Musa! Bize onlarin ilahlari gibi bir ilah yap!" dediler. Dedi ki: "Siz gerçekten de cahillik eden bir topluluksunuz!"
"Çünkü onlarin içinde bulunduklari kesinlikle yi-kilmaya mahkûmdur, yapmakta olduklari da bosadir."
"Ben size Allah’tan baska bir ilah mi arayayim? Halbuki O sizi alemlere üstün kildi."
Hani size iskencelerin en kötüsünü yaparak, ogul-larinizi öldürüp kadinlarinizi sag birakan Firavun hane-danindan kurtarmistik. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardi.
Musa ile otuz gece için sözlestik de ona bir on da-ha ekledik. Böylece Rabbinin belirledigi süre kirk gece-ye tamamlandi. Musa kardesi Harun’a: "Kavmim içinde benim yerime geç, islah et de bozgunculara uyma!" dedi.
Musa belirledigimiz vakitte gelip de Rabbi onunla konusunca dedi ki: "Rabbim, bana görün de sana ba-kayim." O buyurdu ki: "Beni asla göremezsin, fakat su daga bak! O yerinde durabilirse sen de beni görebileceksin." Rabbi daga tecelli edince onu parça parça ediverdi. Musa da baygin düstü. Ne zaman ki ayildi, "Seni tenzih ederim, sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim." dedi.
Buyurdu ki: "Ey Musa risaletimle ve konusmamla seni insanlara üstün kildim. Sana verdiklerimi al da sükredenlerden ol."
Ona levhalarda her seye dair bir ögüt ile her seyin açiklamasini yazdik. "Artik bunlari kuvvetle tut ve kav-mine emret ki bunlara en güzeliyle sarilsinlar. Yakinda fasiklarin yurdunu size gösterecegim!"
Yeryüzünde haksizca büyüklenenleri ayetlerimden uzak tutacagim. Onlar bütün ayetleri görseler de onlara iman etmezler. Dosdogru yolu görseler de, o yolu tut-mazlar, azginlik yolunu gördüklerinde ise onu yol edi-nirler. Bu onlarin ayetlerimizi yalanlamalari ve onlar-dan gafil olmalari nedeniyledir.
Ayetlerimizi ve ahirete kavusmayi yalanlayanlar var ya, onlarin amelleri bosa çikmistir. Onlar yaptikla-rindan baskasiyla mi cezalandirilacaklar?
Musa’nin kavmi onun ardindan ziynet esyalarin-dan bögüren bir buzagi heykeli edindiler. Onun kendi-leriyle konusmadigini ve kendilerine bir yol gösterme-digini görmediler mi? Onu ilah-edinmekle zalimlerden oldular.
Ne zaman ki baslari ellerinin üzerine düsürüldü ve gerçekten sapmis olduklarini gördüler, "Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bagislamazsan muhakak ki hüsrana ugrayanlardan olacagiz!" dediler.
Musa kavmine öfkeli ve kederli bir halde dönünce onlara: "Benim ardimdan geldikten sonra ne kötü isler yaptiniz! Rabbinizin emrine acele mi ettiniz?" dedi. Levhalari birakarak kardesinin basindan tutup onu ken-disine dogru çekti. O dedi ki: "Ey anamin oglu! Bu top-luluk beni güçsüz birakti. Neredeyse beni öldürecekler-di. Sen de bana düsmanlari sevindirecek bir sey yapma ve beni bu zalimler topluluguyla bir tutma."
Dedi ki: "Rabbim, beni de kardesimi de bagisla! Bizi rahmetine al; süphesiz sen merhamet edenlerin en merhametlisisin!"
Dogrusu buzagiyi ilah-edinenlere Rablerinden bir gazap dünya hayatinda da alçaklik erisecektir. Biz iftira edenleri iste böyle cezalandiririz.
Kötülükleri yaptiktan sonra tevbe ederek iman edenler... Muhakkak ki Rabbin bunun ardindan elbette ki Gafûr’dur, Rahîm’dir.
Musa sakinlesince levhalari aldi, onun nüshasinda Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardir.
Musa belirledigimiz vakitte kavminden yetmis adam seçti. Onlari o siddetli sarsinti tutunca dedi ki: "Rabbim, dileseydin onlari da beni de daha önce helak ederdin. Aramizdaki akilsizlarin yaptiklari yüzünden bizi helak mi edeceksin? O ancak senin imtihanindir. Sen onunla diledigini saptirir, diledigini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. O halde bizi bagisla, bize merhamet et. Çünkü Muhakkak ki sen bagislayanlarin en hayirlisisin!"
"Bize dünyada da ahirette de iyilik yaz, muhakkak ki biz sana yöneldik." Buyurdu ki: "Azabimi diledigime isabet ettiririm, rahmetim ise herseyi kusatmistir. Onu sakinanlara, zekâti verenlere, ayetlerimize iman eden-lere yazacagim."
Onlar ki yanlarindaki Tevrat’ta ve Incil’de yazili bulacaklari ümmi bir nebi olan rasule uyarlar, ki o on-lara iyiligi emreder, kötülügü yasaklar, temiz seyleri helâl, pis olanlari da haram kilar, sirtlarindaki yükü ve üzerlerindeki zincirleri indirir. Ona iman edenler, onu yüceltenler, ona yardim edenler ve onunla indirilen nu-ra tabi olanlar var ya, iste kurtulusa erenler onlardir.
De ki: "Ey insanlar, ben Allah’in hepinize gönderdigi rasulüyüm." Göklerin ve yerin mülkü yalniz O’nundur, O’ndan baska ilah yoktur. Dirilten ve öldüren O’dur. O halde Allah’a ve ümmi nebi olan Rasulü’-ne iman edin ki o da O’nun kelamina iman etmektedir. Ona uyun ki hidayete eresiniz.
Musa’nin kavminden hakka ileten ve onunla adil davranan bir topluluk vardir.
Biz onlari ayri ayri ümmetler halinde on iki kola ayirdik. Kavmi ondan su istedigi zaman Musa’ya: "Asan ile tasa vur!" diye vahyettik de ondan on iki pinar fiskirdi. Böylece hepsi de su içecegi yeri bildi. Üzerlerine de bulutla gölge çektik. "Size verdigimiz riziklarin temiz olanlarindan yeyin!" diye kendilerine kudret helvasi ve bildircin indirdik. Onlar bize zulmetmediler fakat kendi nefislerine zulmediyorlardi.
Hani onlara: "Bu sehirde yerlesin ve orada dilediginiz yerden yiyin de hitta: bagislanma dileriz deyin ve kapisindan secde ederek girin ki günahlarinizi bagislayalim. Biz iyilik yapanlara daha da artiracagiz!" demistik.
Onlardan zulmedenler ise sözü kendilerine söyle-nenden baskasiyla degistirdiler. Biz de zulümleri sebe-biyle gökten bir azap indirdik.
Onlara deniz kiyisindaki sehrin durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününde haddi asiyorlardi. Cu-martesi tutmadiklari gün baliklari akin akin geliyor. Cumartesi günü disinda ise gelmiyorlardi. Fisklari se-bebiyle biz onlari iste böyle imtihan ediyorduk.
Onlardan bir topluluk: "Allah’in kendilerini helak edecegi ya da siddetli bir azap ile ugratacagi bir topluluga ne diye ögüt veriyorsunuz?"dedikleri zaman onlar: "Rabbinize karsi bir mazeret olur ve belki onlar sakinirlar." demislerdi.
Ne zaman ki onlar kendilerine hatirlatilani unuttu-lar biz de kötülükten sakindiranlari kurtardik, zulme-denleri ise isledikleri fisk sebebiyle siddetli bir azapla yakaladik.
Onlar o sakindirildiklari seylerde israr edince on-lara: "Asagilik maymunlar olun!" dedik.
O zaman Rabbin onlara kiyamet gününe kadar üzerlerine, kendilerini en kötü azaba ugratacak kimse-ler gönderecegini bildirdi. Muhakkak ki Rabbin azabi çabuk olandir. Muhakkak ki O, elbette Gafûr’dur, Ra-hîm’dir.
Onlari yeryüzünde ayri ayri topluluklar haline ge-tirdik. Salih olanlar vardi. Içlerinden bunlardan uzak olanlar da vardi. Dönsünler diye onlari hem iyiliklerle hem de kötülüklerle imtihan ettik.
Onlarin ardindan, kötü kimseler yerlerine geçti. Kitaba varis oldular da bu dünyanin degersiz malini alarak: "Biz bagislanacagiz." diyorlardi. Kendilerine onun gibi bir sey yarar gelse onu da alirlar. Onlardan Allah hakkinda haktan baskasini söylemeyeceklerine dair o kitabin misaki alinmamis miydi? Oysa onun içindekileri okumaktadirlar. Ahiret yurdu sakinanlar için daha hayirlidir, hala akletmeyecek misiniz?
Kitaba simsiki sarilanlar ve namazi dosdogru ki-lanlar var ya, muhakkak ki biz salih olanlarin mükâfa-tini bosa çikarmayiz.
Hani biz dagi bir gölgelik gibi üzerlerine kaldir-mistik da onlar üstlerine düsecek sanmislardi. "Size verdigimize kuvvetle sarilin ve ondakileri düsünün, umulur ki sakinirsiniz."
Hani Rabbin Ademogullarinin sirtlarindan zürri-yetlerini almis ve kiyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu." dememeniz için onlari nefislerine karsi: "Ben sizin Rabbiniz degil miyim?" diye sahit tutmustu da onlar: "Evet, sahit olduk." demislerdi.
Ya da: "Daha önce atalarimiz sirk kosmustu, biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. O halde batila sapanlarin yaptiklarindan dolayi bizi mi helak edecek-sin?" demeyesiniz.
Biz ayetleri ayri ayri iste böyle açiklariz, umulur ki dönerler.
Sen onlara kendisine ayetlerimizi verdigimiz halde onlardan siyrilan, böylece seytanin kendisine uydur-dugu ve nihayet azginlardan olan kimsenin haberini oku.
Biz dileseydik onu bunlarla yükseltirdik, ama o yere meyletti de hevasina uydu. Onun durumu o köpe-gin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini sarkitip solur, kendi haline biraksan da solur. Ayetlerimizi ya-lanlayan toplulugun durumu iste budur. O halde sen kissayi anlat, umulur ki iyice düsünürler.
Ayetlerimizi yalanlayarak yalnizca nefislerine zul-metmekte olanlarin durumu ne kötüdür!
Allah kimi hidayete erdirirse artik o dogru yolu bulmustur. Her kimi de saptirirsa iste onlar hüsrana ug-rayanlarin ta kendileridir.
Andolsun, cinlerden ve insanlardan pek çogunu cehennem için yarattik ki onlarin kalpleri vardir onunla anlamazlar, gözleri vardir fakat onlarla görmezler; ku-laklari vardir ama onlarla isitmezler. Bunlar hayvan gi-bidirler, hatta daha da saskindirlar. Iste onlar gafillerin ta kendileridir.
En güzel isimler Allah’indir. O halde O’na bunlar-la dua edin. O’nun isimlerinde ayriliga düsenleri birakin. Onlar yapmakta olduklarinin cezasini yakinda gö-receklerdir.
Yarattiklarimizdan bir ümmet de vardir ki hak ile yol gösterirler ve onunla adaletli davranirlar.
Ayetlerimizi yalanlayanlar var ya, biz onlari bil-meyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklastira-cagiz.
Ben onlara mühlet veriyorum. Muhakkak ki benim düzenim saglamdir.
Onlar arkadaslarinda hiçbir deliligin olmadigini düsünmüyorlar mi? O ancak apaçik bir uyaricidir.
Onlar, göklerin ve yerin hükümranligina, Allah’in yarattigi herhangi bir seye ve ecellerinin yaklasmis ol-ma ihtimaline hiç bakmiyorlar mi? Artik bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Allah her kimi saptirirsa artik onu hidayete erdire-cek yoktur, onlari taskinliklari içerisinde saskin bir hal-de birakiverir.
Sana kiyamet-saatinin ne zaman çatacagini sorar-lar. De ki: "Onun bilgisi yalnizca Rabbimin katindadir. Onun zamanini O’ndan baskasi açiklayamaz. O göklerde ve yerde agirdir ve size ansizin gelir. Ondan haberdarmissin gibi sana soruyorlar." De ki: "Onun ilmi yalnizca Allah katindadir, fakat insanlarin çogu bilmezler."
De ki: "Ben kendim için Allah’in dilediginden baska bir yarara da bir zarara da sahip degilim. Eger gaybi bilseydim elbetteki hayri artirirdim ve bana hiç-bir kötülük dokunmazdi. Ben ancak bir uyarici ve iman eden bir topluluk için müjdeleyiciyim."
O ki, sizi tek bir nefisten yaratti, ondan da kendi-siyle sükun bulmasi için esini yaratti. Onu bürüyünce hafif bir yük yüklendi de bununla gezindi. Nihayet agirlasinca her ikisi de Rableri olan Allah’a söyle dua etti: "Eger bize salih-evlat verirsen andolsun ki sükre-denlerden olacagiz."
Onlara salih-evlat verdiginde ise kendisi hakkinda O’na sirk kosmaya basladilar. Allah ise onlarin sirk kostuklarindan yücedir.
Kendileri yaratilmis olduklari halde hiçbir sey ya-ratamayanlari mi sirk kosuyorlar!?
Halbuki onlar kendilerine yardim edemezler, onlar kendilerine bile yardim edemezler.
Onlari dogru yola çagirirsaniz size uymazlar; on-lari çagirsaniz da suskun kalsaniz da sizin için aynidir.
Allah’tan baska ibadet ettikleriniz elbette ki sizin gibi kullardir. Eger dogru kimselerseniz onlari çagirin da size karsilik versinler.
Onlarin kendileriyle yürüyecek ayaklari mi var, ya da kendileriyle tutabilecekleri elleri mi var, veya göre-cek gözleri mi var, yoksa isitecek kulaklari mi var? De ki: "Çagirin sirk kostuklarinizi da sonra bir düzen kurun da bana göz açtirmayin!"
Muhakkak ki benim velim kitabi indiren Allah’tir ve O salihlerin velisidir.
Sizin O’nun yanisira ibadet ettikleriniz ise size de yardim edemezler, kendilerine de yardim edemezler.
Onlari dogru yola çagirsaniz da isitmezler, onlari sana bakar görürsün, fakat onlar görmezler.
Sen affetmeyi benimse, iyiligi emret ve cahiller-den yüz çevir.
Sana seytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sigin. Süphesiz O, Semî’dir, Alîm’dir.
Sakinanlara seytandan bir vesvese geldiginde iyice düsünürler ve o takdirde hemen görürler.
Kardeslerine gelince onlari da sapikliga sürükler-ler sonra da yakalarini birakmazlar.
Onlara bir ayet getirmedigin zaman: "Onu kendin derleseydin ya!" derler. De ki: "Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarim. Bu, Rabbinizden gelen basiretler, iman eden bir topluluk için hidayet ve rahmettir."
Kur’an okundugu zaman onu dinleyin ve susun; umulur ki merhamet olunursunuz.
Kendi kendine yüksek olmayan bir sesle yalvara-rak ve ürpererek sabah aksam Rabbini an da gafillerden olma!
Dogrusu Rabbinin katindaki olanlar O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler, O’nu tesbih ederler ve yalniz O’na secde ederler.
