Elif, Lam, Ra. Ayetleri muhkem kilinmis, sonra Ha-kîm ve Habîr olan tarafindan genis genis açiklanmis bir Kitap’tir.
Öyle ki, Allah’tan baskasina ibadet etmeyin. Süphe-siz ben, sizi O’nun tarafindan uyaran ve müjdeleyenim.
Bir de Rabbinizden magfiret dileyin; sonra O’na tev-be edin. O da sizi, adi konulmus bir vakte kadar güzel bir meta ile metalandirsin ve her fazilet sahibine kendi lütfunu versin. Eger yüz çevirirseniz muhakkak ben si-zin için büyük bir günün azabindan korkarim.
Dönüsünüz ancak Allah’adir. O, her seye kadirdir.
Haberiniz olsun; gerçekten onlar, O’ndan gizlenmek için gögüslerini dürüp bükerler. Haberiniz olsun; onlar, örtülerine büründükleri zaman, gizlediklerini de açiga vurduklarini da bilir. Çünkü O, sinelerin özünde olani bilendir.
Yeryüzünde hiçbir canli yoktur ki, rizki Allah’a ait olmasin. Onlarin durduklari yerlerini de emanet edil-dikleri yerlerini de bilir. Tümü apaçik bir kitaptadir.
Ars’i su üzerinde iken amel bakimindan hanginizin daha iyi oldugunu denemek için gökleri ve yeri alti günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz." diye sorsan küfürlerinde israr edenler mutlaka: "Bu, açikça bir sihirden baskasi degildir." derler.
Andolsun, eger onlardan azabi sayili bir vakte kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alikoyan nedir?" derler. Ha-beriniz olsun; onlara bunun gelecegi gün, onlardan geri çevrilecek degildir. Alay etmekte olduklari sey de onlari çepeçevre kusatacaktir.
Andolsun, biz insana tarafimizdan bir rahmet tattirip sonra bunu kendisinden çekip–alsak, süphesiz o, ümidi-ni kesmis bir nankör olur.
Ve andolsun, kendisine dokunan bir sikintidan son-ra, ona bir rahmet taddirsak, kuskusuz; "Kötülükler benden gidiverdi." der. Çünkü o, simariktir, böbürle-nendir.
Sabredip salih amellerde bulunanlar müstesnadir. Iste onlara magfiret ve büyük bir mükâfat vardir.
Simdi sen: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli degil miydi?" demeleri dola-yisiyla gögsün daralip sana vahyolunanlardan bir kis-mini terk mi edeceksin? Sen ancak bir uyaricisin. Allah ise her seye vekildir.
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Haydi siz de onun benzeri uydurulmus on sûre getirin ve eger dogru sözlüyseniz, Allah’tan baska çagirabildiklerinizi çagirin."
Eger buna ragmen size cevap vermezlerse, artik bi-liniz ki, o, gerçekten Allah’in ilmiyle indirilmistir ve O’ndan baska ilah yoktur. Artik müslüman oluyor mu-sunuz?
Kim dünya hayatini ve onun çekiciligini isterse, on-lara amellerinin karsiligini orada tamamen öderiz ve onlar bunda hiç bir eksiklige ugratilmazlar.
Iste bunlarin, ahirette kendileri için atesten baskasi yoktur. Orada isledikleri seyler bosa çikmistir ve yap-makta olduklari seyler de geçersiz olmustur.
Böyle bir kimse, Rabbinden apaçik bir delil üzerin-de bulunup da onu yine kendisinden bir sahid takip eden, daha önce Musa’nin bir önder ve rahmet olan ki-tabi bulunan kimse gibi midir? Iste onlar buna iman ederler. Artik bu gruplardan kim onu küfür-inkâr ederse bilsin ki ona va’dedilen yer atestir. Öyleyse, bundan kuskuda olma. Çünkü o, Rabbinden gelen haktir. Fakat insanlarin çogu iman etmezler.
Allah’a karsi yalan uydurup iftira edenden daha za-lim kim olabilir? Iste bunlar, Rablerine sunulacaklar. Sahidler de: "Iste Rablerine karsi yalan söyleyenler bunlardir." derler. Haberiniz olsun ki Allah’in laneti zalimlerin üzerinedir.
Bunlar Allah’in yolundan engelleyenler ve onda çarpiklik arayanlardir. Onlar ahirete karsi kâfir olanla-rin ta kendileridir.
Bunlar, yeryüzünde aciz birakacak degildir ve bun-larin Allah’tan baska velileri yoktur. Onlarin azablari kat kat verilecektir. Bunlar isitmeye güç yetiremezlerdi ve görmezlerdi de.
Iste bunlar, kendilerine yazik edenlerdir, uydur-makta olduklari seyler de onlardan uzaklasip-kaybol-mustur.
Hiç süphesiz bunlar, ahirette en çok zarara ugraya-cak kimselerdir.
Iman edip salih amel isleyenler ve Rablerine gönül-den boyun egenler, iste bunlar da cennetin halkidirlar. Orada daimidirler.
Bu iki grubun örnegi, kör ve sagirla, gören ve isite-nin haline benzer. Örnekçe bunlar esit olur mu? Hâlâ iyice düsünmez misiniz?
Andolsun biz Nuh’u kavmine gönderdik: "Süphesiz ki ben sizin için apaçik bir uyariciyim."
"Allah’tan baskasina ibadet etmeyin. Gerçekten ben sizin için acikli bir günün azabindan korkuyorum."
Bunun üzerine kavminden küfürlerinde israr eden-lerin ileri gelenleri dediler ki: "Biz senin ancak kendimiz gibi bir insan oldugunu görüyoruz. Ve içimizden ancak ayak takimi kimselerin isin basindan, düsünmeden sana tabi olduklarini görüyoruz. Sizin bize bir üs-tünlügünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancilar saniyoruz."
Dedi ki: "Ey kavmim, görüsünüz nedir söyleyin? Eger ben Rabbimden apaçik bir delil üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katindan bir rahmet vermis de bunlar size gizli kalmissa; siz onu istemediginiz halde onu size zorla mi kabul ettirecegiz?"
"Ey kavmim, ben sizden buna karsilik bir mal iste-miyorum. Benim ecrim yalnizca Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak da degilim. Onlar gerçekten Rablerine kavusacaktir. Ne var ki ben sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
"Ey kavmim, ben onlari kovarsam Allah’a karsi bana kim yardim eder? Hiç düsünmez misiniz?"
"Ben size Allah’in hazineleri yanimdadir demiyorum, gaybi da bilmiyorum, muhakkak ben bir melegim de demiyorum. Bununla beraber gözlerinizin hor gördügü kimselere; Allah asla bir hayir vermeyecektir de demiyorum. Allah nefislerinde olani en iyi bilendir. O takdirde ben süphesiz zalimlerden olurum."
Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle gerçekten mücadele ettin. Bizimle olan mücadeleni çok uzattin. Eger dogru söylüyorsan, bize va’dettigini getir."
Dedi ki: "Eger dilerse, onu size ancak Allah getirir. Siz aciz birakabilecekler degilsiniz."
"Eger Allah sizi azdirmayi dilemisse, ben size ögüt vermek istesem de, ögüdümün size yarari olmaz. O, sizin Rabbinizdir ve ancak O’na döndürüleceksiniz."
Yoksa: "Onu kendisi uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Eger onu ben uydurduysam, günahi bana aittir. Ben de sizin kazanmakta oldugunuz günahlardan uzagim."
Nuh’a vahyedildi: "Kavminden daha evvel iman etmis olanlardan baskasi asla iman etmeyecektir. O halde islediklerine tasalanma."
"Gözümüzün önünde ve vahyimizle gemiyi yap, Zulmedenler konusunda bana bir sey söyleme. Çünkü onlar suda bogulacaklardir."
Gemiyi yapiyordu. Kavminin ileri gelenleri kendi-sine her ugradiginda onunla alay ediyordu. Dedi ki: "Eger bizimle alay ederseniz, alay ettiginiz gibi biz de sizlerle alay edecegiz." dedi.
"Artik kendisini rezil edecek azabin kime gelip çatacagini ve kalici azabin da kimin basina inecegini yakinda bileceksiniz."
Nihayet emrimiz gelip de tandir feveran ettiginde dedik ki: "Her birinden iki çift ve –aleyhinde söz geçmis olanlar hariç- aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte ancak çok az kimse iman etmisti.
Dedi ki: "Binin içerisine! Onun yüzmesi de, demir atmasi da Allah’in adiyladir. Süphesiz benim Rabbim elbette ki Gafûr’dur, Rahîm’dir."
O, içindekilerle beraber daglar gibi dalgalar arasin-dan akip giderken Nuh, bir kenara çekilmis olan ogluna seslendi: "Ey oglum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."
Dedi ki: "Ben bir daga siginacagim, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün –rahmet ettigi kimselerden baska- Allah’in emrinden kurtaracak hiçbir koruyucu yoktur." Derken ikisinin arasina dalgalar girdi, böylece o da suda bogulanlardan oldu.
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, is bitiriliverdi. Ve Cudi üzerinde durdu. Zalimler topluluguna da: "Uzak olsunlar." denildi.
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, süphesiz benim oglum ailemdendir ve senin va’din de dogrusu haktir. Sen hakimlerin hakimisin."
Buyurdu ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden degildir. Çünkü o salih olmayan bir ameldir. Öyleyse hakkinda bilgin olmayan seyi benden isteme. Gerçekten ben cahillerden olmayasin diye sana ögüt veriyorum."
Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan seyi senden iste-mekten sana siginirim. Eger beni bagislamaz ve merhamet etmezsen, en büyük zarara ugrayanlardan olurum."
Denildi ki: "Ey Nuh, katimizdan selametle in. Sana ve seninle birlikte bulunan ümmetlere de hayir ve bere-ketler olsun. Ümmetleri de yararlandiracagiz, sonra onlara bizden aci bir azab dokunacaktir."
Bunlar sana vahy ettigimiz gayb haberlerindendir. Onlari bundan evvel ne sen biliyordun ne de kavmin. Su halde sabret. Süphesiz sonuç muttakilerindir.
Ad’a da kardesleri Hud’u... Dedi ki: "Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur. Siz ancak yalan uyduranlarsiniz."
"Ey kavmim, ben buna karsilik sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akillanmayacak misiniz?"
"Ey kavmim, Rabbinizden magfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol yagmur göndersin ve gücünüze güç katsin. Suçlu-günahkârlar olarak yüz çevirmeyin."
Dediler ki: "Ey Hud, sen bize apaçik bir belge ile gelmedin ve biz de senin sözünle ilahlarimizi terketmeyiz. Sana iman edecek de degiliz."
"Biz ancak sunu deriz: Ilahlarimizdan biri seni fena çarpmis." Dedi ki: "Süphesiz ben Allah’i sahit tutarim, siz de sahitler olun ki, gerçekten ben, sizin sirk kostuklarinizdan uzagim."
"O’nun disindakilerden. Artik hepiniz bana tuzak kurun. Bundan sonra bana bir mühlet de vermeyin."
"Süphesiz ki ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnindan yakalayip-denetlemedigi hiç bir canli yoktur. Benim Rabbim, gerçekten dosdogru bir yol üzeredir."
"Buna ragmen yüz çevirirseniz, artik size kendisiyle gönderildigim seyi teblig ettim. Rabbim sizin yerinize baska bir kavim getirir ve siz O’na hiç bir zarar veremezsiniz. Süphesiz ki Rabbim her seyin üstünde gözetleyicidir."
Emrimiz geldiginde, tarafimizdan bir rahmet ile Hud’u ve O’nunla birlikte iman edenleri kurtulusa er-dirdik. Onlari çok agir bir azaptan da kurtardik.
Iste Ad! Rablerinin ayetlerini bilerek inkâr ettiler, rasullerine isyan ettiler ve her inatçi zorbanin emri ar-dinca gittiler.
Ve bu dünyada da, kiyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad Rablerine kü-für-inkâr ettiler. Ve yine haberiniz olsun; Hud’un kavmi Ad uzak düstü.
Semud’a da kardesleri Salih’i... Dedi ki: "Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur. O, sizi yerden yaratip sizi orada bir ömür boyu yasatti. O halde O’ndan magfiret dileyin. Sonra O’na tevbe edin. Süphesiz ki Rabbim yakindir, kabul edendir."
Dediler ki: "Ey Salih, sen bundan evvel aramizda ümit beslenen bir kimseydin. Atalarimizin ibadet ettigi seylere ibadet etmekten bizi engelleyecek misin? Dogrusu biz, senin bizi davet ettigin seyden kusku verici bir tereddüt içindeyiz."
Dedi ki: "Ey kavmim, görüsünüz nedir? Eger ben Rabbimden apaçik bir belge üzerindeysem ve bana tarafindan bir rahmet vermisse, bu durumda O’na isyan edecek olursam Allah’a karsi kim bana yardim edecektir? Su halde kaybimi artirmaktan baska bana bir katkiniz olmaz."
"Ey kavmim, iste size bir ayet olmak üzere Allah’in disi devesi! Artik onu birakin da Allah’in arzinda otlasin. Ona kötülükle dokunmayin. Yoksa sizi yakin bir azab sariverir."
Derken onu, ayaklarini keserek öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yararlanin. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir."
Emrimiz gelince Salih’i ve onunla birlikte iman edenleri tarafimizdan bir rahmetle o günün asagilatici azabindan kurtardik. Süphesiz senin Rabbin O, Ka-viyy’dir, Azîz’dir.
O zulmedenleri korkunç bir ses sariverdi de yurtla-rinda dizüstü çökmüs olarak sabahladilar.
Sanki orada hiç refah içerisinde yasamamislar gibi. Haberiniz olsun; Semud gerçekten Rablerine küfür-in-kâr ettiler. Yine haberiniz olsun ki Semud kavmi uzak düstü.
Andolsun elçilerimiz Ibrahim’e müjde ile geldigin-de; "Selam." dediler. O da: "Selam." dedi hemen ge-cikmeden kizartilmis bir buzagi getirdi.
Ellerinin buna uzanmadigini görünce, onlardan çe-kindi ve kalbine bir korku girdi. Dediler ki: "Korkma! Süphesiz biz Lut kavmine gönderildik."
Esi de ayaktaydi, bunun üzerine güldü. Biz de ona Ishak’i ve Ishak’in ardindan Yakub’u müjdeledik.
Dedi ki: "Vay halime! Ben kocamis bir kadin ve su esim de bir ihtiyar iken, ben mi doguracakmisim? Dogrusu pek sasilacak bir sey!"
Dediler ki: "Allah’in isine mi sasiyorsun? Allah’in rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun ey hane halki! Süphesiz O, Hamîd’dir, Mecîd’dir."
Ibrahim’in korkusu gidip kendisine müjde gelince, Lut kavmi hakkinda bizimle tartismaya koyuldu.
Çünkü Ibrahim gerçekten yumusak huylu, duygulu ve gönülden yönelen biriydi.
"Ey Ibrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek su ki, Rabbinin emri gelmistir ve gerçekten onlara geri çev-rilmeyecek bir azab gelmistir."
Elçilerimiz Lut’a geldiginde, onlardan dolayi kay-gilandi, gögsünü bir sikinti basti ve: "Bu, zorlu bir gün." dedi.
Kavmi kendisine dogru kosarak geldi; onlar daha önceden kötülükler islemekteydiler. Dedi ki: "Ey kav-mim, iste kizlarim. Onlar sizin için daha temizdir. Artik Allah’tan korkun ve beni misafirlerimin önünde küçük düsürmeyin. Içinizde hiç akli basinda olan bir adam yok mu?"
Dediler ki: "Sen de biliyorsun ki senin kizlarinda hiçbir hakkimiz yoktur. Sen bizim ne istedigimizi elbette bilirsin."
Dedi ki: "Size yetecek gücüm olsaydi veya saglam bir yere siginabilseydim."
Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbimizin elçileriyiz. Onlar sana asla ulasamazlar. Gecenin bir parçasinda ailenle birlikte yürü. Sakin, hiç biriniz dönüp arkasina bakmasin; fakat senin esin baska. Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va’dolunan vakit sabahtir. Sabah da yakin degil mi?"
Böylece emrimiz geldigi zaman, oranin üstünü alti-na çevirdik ve üzerlerine balçiktan pisirilmis, birbiri ar-dinca taslar yagdirdik.
Rabbinin katinda isaretlenmisti. Bunlar zalimlerden uzak degildir.
Medyen’e de kardesleri Suayb’i... Dedi ki: "Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan baska ilahiniz yoktur. Ölçüyü ve tartiyi eksik tutmayin. Ben, sizi gerçekten bir hayir içinde görüyorum. Dogrusu sizi çepeçevre kusatacak olan bir günün azabindan korkuyorum."
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartiyi adaletle tastamam yerine getirin. Insanlara esyalarini eksik vermeyin. Yeryüzünde fesatçilar olarak karisiklik çikarmayin."
"Eger mü’min kimselerseniz Allah’in biraktigi sizin için daha hayirlidir. Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici degilim."
Dediler ki: "Ey Suayb, atalarimizin taptigi seyleri birakmamizi ya da mallarimiz konusunda diledigimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazin mi emrediyor? Çünkü sen, muhakkak yumusak huylu, akli basinda bir kimsesin."
Dedi ki: "Ey kavmim görüsünüz nedir söyler misiniz? Ya ben Rabbimden apaçik bir belge üzerinde isem ve O da beni kendisinden güzel bir rizik ile riziklandirmissa? Size yasakladigim seylere kendim uymayarak size aykiri davranmak istemiyorum. Benim istedigim, gücüm oraninda yalnizca islah etmektir. Benim basarim ancak Allah iledir; Ben yalniz O’na tevekkül ettim ve yalniz O’na yöneldim."
"Ey kavmim, bana karsi gelisiniz, sakin Nuh kav-minin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin baslarina gelen musibetlerin bir benzerinin basiniza gelmesine sebeb olmasin. Lut kavmi de sizden uzak degil-dir."
"Rabbinizden magfiret dileyin ve sonra O’na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim Rahîm’dir, Vedûd’dur."
Dediler ki: "Ey Suayb, biz senin söylediklerinden bir çogunu kavrayip anlamiyoruz. Dogrusu biz seni içimizde zayif biri görüyoruz. Eger asiretin olmasaydi seni tasa tutardik. Zaten sen bize karsi güçlü ve üstün degilsin."
Dedi ki: "Ey kavmim, sizce benim asiretim Allah’tan daha mi üstündür ki, O’nu arkanizda unutuluvermis bir sey edindiniz. Süphesiz Rabbim yaptiklarinizi çepeçevre kusaticidir."
"Ey kavmim, elinizden geleni yapin. Muhakkak ben de yapacagim. Yakinda kendisini rüsvay edecek azabin kime gelecegini ve kimin yalanci oldugunu bileceksiniz. Gözetleyin, gerçekten ben de sizinle beraber gözetleyiciyim."
Emrimiz gelince, Suayb’i ve beraberindeki iman edenleri katimizdan bir rahmetle kurtardik. Zulmeden-leri ise o korkunç ses yakalayiverdi de yurtlarinda diz-üstü çökmüs olarak sabahladilar.
Sanki orada yasamis degillerdi. Haberiniz olsun; Semud’a nasil uzaklik verildiyse Medyen de uzaklasti.
Andolsun Musa’yi ayetlerimizle ve apaçik bir delille gönderdik.
Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlar Firavun’un emrine uymuslardi. Firavun’un emri hiç te dogruya gö-türücü degildi.
O, kiyamet günü kavminin önüne düsecek ve onlari atese sürüklemis olacaktir. O varacaklari yer, ne kötü bir yerdir!
Onlar, burda da, kiyamet gününde de lanete tabi tu-tuldular. Yapilan bu bagis, ne kötü bir bagistir.
Iste bunlar sana kissa olarak anlattigimiz ülkelere ait haberlerdendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duru-yor, kimi de biçilmistir.
Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefis-lerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri gelince, Al-lah’i birakip da dua ettikleri ilahlari, onlara hiç bir sey saglamadi. Helak ve kayiplarini artirmaktan baska bir ise yaramadi.
Rabbin, zulüm yapan ülkeleri yakaladiginda iste böyle yakalar. Gerçekten O’nun yakalamasi pek aci, pek siddetlidir.
Ahiret azabindan korkan için bunda kesin ayetler vardir. O, bütün insanlarin kendisinde toplanacagi bir gündür ve o, gözlemlenebilen bir gündür.
Biz onu ancak sayisi belli bir zamana kadar gecik-tiririz.
O gün gelince, O’nun izni olmaksizin hiç kimse söz söyleyemez. Artik onlardan kimi bedbaht, kimi de bahtiyardir.
Bedbaht olanlar atestedirler, onlar orada yüksek hiriltilarla ve inleyerek solurlar.
Onlar, Rabbinin dilemesi disinda gökler ve yer sü-rüp gittikçe, orada daimidirler. Süphesiz Rabbin diledi-gini yapandir.
O bahtiyar olanlara gelince; onlar da cennettedir-ler. Rabbinin dilemesi disinda gökler ve yer sürüp git-tikçe, orada daimidirler. Kesintisi olmayan bir ihsandir.
Artik onlarin ibadet etmekte olduklari seyler ko-nusunda, sakin kuskuda olma. Daha önceleri, atalari na-sil ibadet ediyor idiyseler, bunlar da ancak böyle ibadet ediyorlar. Süphesiz biz, onlarin paylarini eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlariz.
Andolsun biz Musa’ya kitabi verdik, onda anlas-mazliga düsüldü. Eger Rabbinden bir söz geçmis olma-saydi, mutlaka aralarinda hüküm verilmis olacakti. Ger-çekten onlar, bundan yana kusku verici bir tereddüt içindedirler.
Süphesiz Rabbin, her birinin amellerinin karsiligini onlara tastamam ödeyecektir. Çünkü O, yaptiklarindan haberdardir.
Artik sen de beraberindeki tevbe edenler de emro-lundugun gibi dosdogru ol. Ve asiri gitmeyin. Süphesiz O, yaptiklarinizi görendir.
Bir de zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ates dokunur. Sizin Allah’tan baska velileriniz yoktur, sonra yardim göremezsiniz.
Gündüzün iki tarafinda ve gecenin yakin saatle-rinde namazi dosdogru kil. Süphesiz iyilikler kötülükle-ri giderir. Bu, ögüt alanlara bir ögüttür.
Sabret! Çünkü Allah muhsinlerin mükafatini zayi etmez.
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardigimiz-dan pek azi disinda yeryüzünde fesadi engelleyecek fa-zilet sahibi kisiler bulunmali degil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulunduklari refahin pesine düstüler. Onlar zaten suçlu-günahkârlar idi.
Halki, islah eden kimseler iken, senin Rabbin o ül-keleri zulüm ile helak edecek degildi.
Eger Rabbin dileseydi, insanlari elbette tek bir ümmet kilardi. Onlarsa hâlâ anlasmazlik içerisindedir-ler.
Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. Zaten onlari bunun için yaratmistir. Böylece Rabbinin: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, tümüyle dolduracagim." sözü de tümüyle gerçeklesmistir.
Sana rasullerin haberlerinden –kalbini saglamlas-tiracak- dogru haberler aktariyoruz. Bunda da sana hak, mü’minlere de bir ögüt ve bir uyari gelmistir.
Iman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapin; biz de yapacagiz."
"Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip du-ruyoruz."
Göklerin ve yerin gaybi Allah’indir, bütün isler O’na döndürülür; öyleyse O’na ibadet et ve O’na tevek-kül et. Rabbin yaptiklarinizdan asla gafil degildir.
